Ekonomi-PiyasalarSon Dakika Gelişmeleri

Sanayici kredi almıyor, bankalar borç verecek müşteri bulamıyor!

Finansmana erişim krizi derinleşiyor! Yüksek faiz, artan işçilik maliyetleri ve antidamping vergisi sanayiciyi köşeye sıkıştırıyor. Peki bu gidişat nereye varacak?

Faiz oranlarının tarihi zirvelerde seyrettiği, enflasyonla mücadelenin uzayan bir maratona dönüştüğü bu dönemde iş dünyasından gelen sinyaller giderek daha kaygı verici bir hal alıyor. Sanayici bir yandan yüksek maliyetli krediyi kullanmak istemezken öte yandan bankalar güvenilir borçlu bulmakta zorlanıyor. Bu paradoksal tablo, reel sektördeki derin kırılganlığın en çarpıcı göstergesi olarak öne çıkıyor. Finansmana erişim sorunu yalnızca büyük sanayicilerin değil, onlara bağlı küçük tedarikçilerin, çalışanların ve ailelerin de meselesi haline gelmiş durumda. Bankaların kredi arzı ile sanayicinin kredi talebi arasındaki bu derin uçurum, ekonomistlerin uzun süredir dikkat çektiği bir kırılma noktasına işaret ediyor.

Paslanmaz Çelikten Yükselen Alarm Sesi

Paslanmaz çelik sektörü, finansman krizinin en somut biçimde hissedildiği alanların başında geliyor. İkinci büyük paslanmaz çelik ihracatçısı konumundaki Nikel Paslanmaz’ın Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Yalgın, durumu açık sözlülükle ortaya koydu. Yalgın’a göre bankalar yakın gelecekte kredi verebilecek güvenilir sanayici bulmakta ciddi güçlükler yaşayacak. Bu öngörünün arka planında son derece somut veriler yatıyor. Güvenilir sanayiciler bile mevcut koşullarda yüksek maliyetli finansmanı kullanmaktan kaçınmaya başladı. Üretim yapısı giderek zayıflayan bir ekonomide bankaların kredi portföyünü sağlıklı tutabilmesi de zorlaşıyor. Yalgın’ın bu tespiti, sektörel bir şikâyetin ötesinde, sistemin geneline ilişkin ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.

3 Temel Sorun Sanayiciyi Eziyyor

Kemal Yalgın, iş dünyasını boğan sorunları 3 ana başlık altında net biçimde sıraladı. Birincisi, küçük firmalar başta olmak üzere pek çok işletme için finansmana ulaşmanın giderek güçleşmesi; büyük firmaların da bu süreçten nasibini alması kaçınılmaz hale geliyor. İkincisi, zaten zor ulaşılan bu finansmanın maliyetinin son derece yüksek olması; yüksek faiz ortamı, krediyi adeta kullanılamaz kılıyor. Üçüncüsü ise işçilik maliyetlerinin dolar bazında dramatik biçimde artması; Yalgın, kendi sektörlerinde işçi başına maliyetlerin neredeyse yüzde 40 yükseldiğini açıkladı. Bu 3 sorunun aynı anda patlak vermesi, sanayiciyi çok yönlü bir baskı altında bırakıyor. Her 1 sorun tek başına bile ciddi bir yük oluştururken üçünün bir arada yaşanması üretim kapasitesini doğrudan tehdit ediyor.

Navlun Artışları ve Tedarik Zincirindeki Yavaşlama

Orta Doğu’daki çatışmaların küresel lojistik üzerindeki baskısı da sektörü etkileyen önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Yalgın, Orta Doğu kaynaklı gelişmelerin tedarik zincirinde henüz kritik bir kopuş yaratmadığını ancak navlun fiyatlarında ciddi artışlar yaşandığını belirtti. Buna ek olarak nikel madenine getirilen kotalar, hammadde fiyatlarının da yukarı çıkmasına zemin hazırladı. Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, direkt bir tedarik krizi olmasa da giderek ağırlaşan bir operasyonel baskının kaçınılmaz olduğu görülüyor. Yavaşlama olarak nitelendirilen bu sürecin, uzun vadede tedarik zinciri risklerini derinleştirebileceği konusunda uzmanlar uyarıyor. Lojistik maliyetlerin artması, nihai ürün fiyatlarına yansıdığında hem iç piyasada hem de ihracatta rekabetçilik kayıpları gündeme geliyor.

Gaziantep’ten Bankalara Sert Çağrı

Sanayicinin yaşadığı finansman krizine tepkiler yalnızca sektörel bazda değil, ticaret odaları aracılığıyla da yüksek sesle dile getiriliyor. Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, bankaları açıkça uyardı. Yıldırım, borcunu eksiksiz ödeyen işletmelere dahi kredi limiti açılmamasının ekonomik zincirde kırılmalara neden olduğunun altını çizdi. Üyelerin aldıkları kredileri yatırıma, üretime ve istihdama dönüştürdüğünü vurgulayan Yıldırım, finansmana erişimdeki her tıkanıklığın yalnızca tek bir işletmeyi değil, o işletmenin çalışanlarını, ailelerini ve tedarikçilerini de derinden sarstığını söyledi. Bankalardan beklentisini açık bir dille ifade eden Yıldırım, reel sektörün ayakta kalabilmesi için gerekli hassasiyetin bir an önce gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Antidamping Vergisi Yatırımları Dondurdu

Paslanmaz çelik sektörünü zorlu kılan etkenler arasında antidamping soruşturması ve ithal hammaddedeki vergi yükünün yüzde 16’ya çıkarılması da önemli bir yer tutuyor. Kemal Yalgın, bu uygulamaların paslanmaz çelik kullanan sektörlerin rekabetçiliğini doğrudan zedelediğini belirtti. Artan maliyet yükünün hem üretime hem de tüketime yansıdığını vurgulayan Yalgın, beyaz eşya ve endüstriyel mutfak sektörlerindeki ihracat ve istihdam kayıplarının bu durumun somut göstergesi olduğunu aktardı. Üstelik bu olumsuz tablo, yalnızca yerli yatırımcıları değil, yatırım kararı almış yabancı şirketleri de temkinli bir bekleyiş içine itti. Antidamping vergileri ve artan maliyet baskısı nedeniyle çok sayıda yatırım projesi askıya alındı ya da ertelendi. Yatırım iştahının bu denli gerilemesi, orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin daralması, istihdam kayıpları ve ihracat gelirlerinin azalması gibi ağır sonuçlar doğurabilir.

Paslanmaz Çelikte 700 Bin Tonluk İthalat ve Büyük Hedef

Nikel Paslanmaz’ın Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Yalgın’ın aktardığı veriler, sektörün yapısal bir dönüşüm eşiğinde bulunduğunu gözler önüne seriyor. Yıllık yaklaşık 700 bin ton paslanmaz çelik ithal eden ülkenin, bu rakamı 1 milyon ton seviyesine taşıması halinde entegre bir paslanmaz çelik tesisinin kurulması ekonomik açıdan anlamlı hale gelecek. Bu eşiğin aşılması, dışa bağımlılığı önemli ölçüde azaltarak katma değerli üretim kapasitesini güçlendirecek. Söz konusu hedef, yalnızca çelik sektörü için değil, paslanmaz çelik kullanan onlarca alt sektör için de stratejik bir önem taşıyor. Yüksek ithalat hacmi göz önüne alındığında, bu alandaki yerli üretim kapasitesinin artırılması hem döviz tasarrufu hem de istihdam açısından kritik sonuçlar doğurabilir.

Sanayicinin finansmana erişim sorunu, yalnızca birkaç sektörün değil ekonominin genelinin kronik bir meselesi haline gelmiş durumda. Yüksek faiz ortamının kalıcılığı, işçilik maliyetlerindeki keskin yükseliş ve vergi baskısı üçlüsü, üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini ciddi biçimde sorgulatıyor. Bankalar ile sanayici arasındaki bu derin güven ve talep krizinin çözüme kavuşturulması, reel sektörün toparlanması açısından hayati bir öncelik olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, makroekonomik istikrarın yeniden sağlanmadan bu kısır döngünün kırılmasının son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın